Hat Sanatı…

KALEM

Hüsn-ü hat için kalemin alası, mürekkebin ranası ve kağıdın zibası lazımdır. Kalemin alasının kızılı çoktur, aklığı yoktur. Uzunluğu 10 parmak, rengi parlak olanı kakbuldür. Kamışı, cavası, menevişlisi, kargısı, tahtası…Hepsi yazıyla dertlenmek ister. İster nesih, ister mushaf, ister celi, ister küfi olsun…Tek dileği; kalem olmaktır. Kalem olana kadar yıllarca at gübresinde yatmaya, yanmaya, yontulmaya, şaklanmaya, çekeceği her çileye razıdır. Yeter ki kalem olsun. Doğru açılmak, doğru şaklanmak kalemin hakkıdır artık. O da tamamsa şayet, bağrından akan mürekkeple kağıda ağlamak, inlemek zamanıdır. “Ah minel aşk” tır…

KAĞIT

Nasıl gönlüne aşk ateşi düşen hattat, “hiç” olmak içinNasıl is, “mürekkep” olmak için…Nasıl kamış “kalem” olmak için uzun uzun, sabırla türlü terbiyeden geçiyorsa, kağıt da öyle uzun ve sabır gerektiren aynı yolun yolcusu…Vücudunu köklerinde ayırmak için bileğine inen baltanın acısını bile duymaz ağaç, toprağın üstünde secdeye vardığında…Artık oda bu yola baş koymuştur, kağıt olacaktır. Misdklerle, güllerle kokulanacak, nohudiye, gül pembesine, kanarya sarısına boyanacak, aharlanacaktır. Gölgede kuruyup, dinlendikten sonra pesterek üzerine uzanacak, mührelenecek, cilalanacaktır. Mührelenen kağıt öyle pürüzsüz öyle pürüzsüz olacaktır ki kalem, üzerinde adeta kendinden geçecek, mürekkep kıvamında akacak, yazıyı asırlarca göğsünde saklayacaktır…

Hat Sanatı…

HAT

Cismani aletlerle meydana getirilen ruhani bir hendesedir hat. Aranılan sonsuzluk ve yenilik kapısının açık olduğu tek sanat…Sanat bilimin yazı, insanın ise aşk halidir hat. Nice abideler, nice kabirler, nice çeşmeler, nice kitaplar, bilgiler, belgeler onunla taçlanmıştır…Hat, ilhamı Allah’tan, güzelliği hattatının ruhundan alandır…
HATTAT

İster katib, ister küttab, ister verrak ya da hattat…Hattat, hattı bilendir. Hattı bilen, haddi bilendir. Hattatın mutevası tevazudur, tevekküldür, gayrettir…Kalemi kamıştan, kağıdı ağaçtan, mürekkebi kurumdan, meşki ise aşktandır.

MÜREKKEP

Kurum, aşk ateşiyle yanmıştı zaten, bir kere yanan bir daha yanmazdı…Mürekkep olacaktı. Zamk-ı Arabi soğuk suda eridi, süzüldü…Bir ölçü kurum, dört ölçü zamk-ı Aarabi, en az 70 bin kere tokmaklandı, mermer havanda dövüldü de dövüldü…Bir su damlası düştü mermer havanın içine Mürekkep oldu kurum. Çuhadan, keçeden mibzeleden süzüldü…En incesi nesihçilere, kalanı da diğerlerine bölündü…

Hat Sanatı…Aşk Sanatı

Mürekkep içer kamış kalem, hokkadan…

Aharlı kağıt üzerinde bir satır “Rabbiyesir…”

“Rabbim zorlaştırma, kolaylaştır…”

.

.

Hattat olmak için güzel ahlaklı olmak lazımdır.

Şarttır edeb, şarttır sabır…

Hatta sanatında üstün olan ne erkektir, ne kadın.

Üstün olan, yazan değil yazdırandır…

Bir Yabancının Bakışı İle Hat Sanatı…

Hattat Mahmud Bedreddin Yazır, dostu bir Macar ressamın hat sanatıyla ilgili düşüncelerini şöyle dile getiriyor: “Birinci Cihan Harbi’nde askerlik münasebetiyle tanıştığım Macar, subay bir arkadaşım vardı; aynı zamanda ressamdı. Ara sıra İstanbul camilerini, müze ve kütüphanelerini birlikte gezer, her çeşit san’at eserini tetkik ederdik. Bir gün Sultanahmet Camii’ndeki Melek Paşazâde Ali Haydar Bey merhumun ta’lik celisi ‘El-kâsibu habibullah’ levhası önünde bulunuyorduk. Arkadaşım ona dikkatle baktıktan sonra dönerek: ‘Dostum! Bu sizin yazılarda bir hal var; ilk bakışta sade bir renk, geometrik bir sessizlik görülüyor, dikkatle baktığımda harekete geliyor, canlanıyor, cilveleniyor. Önce bir tatlı bakış, arkasından yavaş yavaş içe süzülen canlı bir akış, sessiz bir armoni içinde ruhu oynatan metafizik bir mûsiki var. Lâkin ondaki ahengi kulaklar duymuyor, içler dinliyor, dinledikçe bir başka âleme yükseliyor. Bakarken ne oluyor anlamıyorum, içimi içine çeken büyüleyici bir çehre, bir güzellik denizi, sevimli titreşimlerle gönlümü ferahlatan bir hava, derken bir melek sesi ve nefesi kadar gizli bir okşayış ve sarılış içinde kalıyorum. Sanki o, ben oluyor; bende o oluyorum, sizde de böyle şeyler olur mu?”

Yabancılara bu kadar tesir eden güzel sanatımızı, acaba bizler yeterince tanıyor muyuz?

Macar ressam hissettiklerini ne güzel anlatmış. Hat sanatımız hakkında bilgi sahibi olmak, eski hat ustalarımızın hayatlarını, eserlerini araştırıp öğrenmek ve pekçok cami ve saraylarımızda bulunan hat eserlerini gezip görmek hat sanatımızı gelecek kuşaklara taşıyabilmek adına çok önemli. Bu sebeple günümüz hattatlarına ve onların yetiştirdikleri talebelere de büyük görevler düşüyor.

Güzel Yazı Ustası Hz.Ali

Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim için “O’nu biz indirdik ve O’nu yine biz koruyacağız” buyurmaktadır. İlahi koruma altına alınan Kur’an-ı Kerim günümüze kadar bir harfi bile değişmeden gelmiştir. Nasıl O’nu en güzel şekilde okuma için büyük çabalar sarfedilmiş ise, yazmak için de büyük çaba sarfedilmiş, ömürler tüketilmiştir. Kur’an-ı Kerim’i en güzel şekilde yazma gayreti Hz.Peygamberimiz döneminde başlamıştır. Efendimiz, vahiy katiplerine, gelen vahiyleri yazdırırken nasıl yazılacağını tarif ederek yazdırırmış. “Mim’in gözünü kör etme, Sin’i uzat” şeklinde. O dönemde yazısı en güzel olan vahiy katibi ise Hz. Ali efendimiz imiş. Güzel yazma uğruna ömürlerini tüketmiş, bizlere hayranlıkla incelediğimiz eserler bırakmış nice hattatlara Allah’tan rahmet diliyorum.

Yeni Yetişen Hattat Adayı…

Bir seneyi aşkın zamandır Hat dersi almaya başladım. Değerli hocam Hattat Yusuf  Sezer’den ders alıyorum. İlk başladığımda çok zor gelmişti. Hocam ilk dersimi yazdığında harflerin güzelliği karşısında büyülenmiştim. Kormuştum da üstelik. “Başarmayı istemek başarmanın yarısıdır” sözünü hatırlayarak bugünlere kadar geldim çok şükür. Bu zaman zarfında çok şey öğrendim. Öncelikle hocamın ve talebe arkadaşlarımın güzel ahlakı ile oluşmuş bu ailenin bir parçası oldum. Hocamdan sabrı ve hoşgörüyü öğrendim. Arkadaşlarımdan büyük bir aile içinde güleryüzle, karşılıklı anlayışla  sorunsuz yaşamayı ve paylaşmayı öğrendim. Rab’bim hepimize eski Hat ustaları ve hocamız Hattat Yusuf Sezer kadar başarılı, verimli ve faydalı hattatlar olmayı nasip etsin İnşaallah.

Yazmadan edemedim…

Evet yazmadan edemedim. İznini alarak komşumun yaşadığı bir olayı yazmak istiyorum.  Dün yine hasret kaldığımız kar yağdı İstanbul’a.  Pencerelerimizden bakıp mutlulukla seyrettik sokakları kaplayan bembeyaz karı. Kimimiz bir bahane bulup dışarı çıktık soğuk demeden. Yağmur, rüzgar ve kar, soğuk da olsa bana temizlenmişim, tazelenmişim hissisini veriyor. Belki de soğukta dolaşıp sıcak bir eve dönecek olmam bu hissi yaşamamı kolaylaştırıyor. Allah evi olmayan, sıcak bir yere muhtaç olanlara yardım etsin İnşaallah. Ve bizlere de yardım eli uzatmayı nasip etsin.

Komşumun anlattğı olay, ağzı, dili olup konuşamayan, açlığını, susuzluğunu anlatamayan kumrular, serçeler ve güvercinlerle ilgili. Apartmanlarının giriş katında oturan hanımefendi, daha önce başka sebeplerden de yaptığı uyarılara bir yenisini daha eklemiş. Koca apartmanda o hanımefendi hariç tüm apartman sakinleri, karda karınlarını doyuramayacaklarını düşündükleri kuşlara, pencerelerinin önlerine yiyebilmeleri için bulgur, pirinç, ıslatılmış ekmek gibi yiyecekler koymuşlar. Öyle acıkmışlar ki, koyduklarının tamamını kısa zamanda bitirmişler. Bu arada dikkatsiz davranıp :) yediklerinden bir kısmını, bu hanımefendinin bahçesine düşürmüşler. Bu durumdan rahatsız olan hanımefendi üst kattaki komşusuna şikayete gittiğinde kendisininde hayvanları sevdiğini fakat insanların, komşularının bahçelerini daha fazla düşünmeleri gerektiğini söylemiş.  Ya Hu bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Bizlere karşılıksız verilen bu hediyeleri (yiyecekler ve daha pekçok şeyleri) nasıl oluyor da ihtiyacı olan insanlardan ve hayvanattan esirgeyebiliyoruz?


Sanatçı Doğulur…

Sanatçı olmak doğuştan gelen, yaradanın bir hediyesi bence. İnsanın sanatçı özellikleri taşıdığını anlaması ise zamanla ve farkında olmadan o özelliklerini geliştirmesi ile birgün farkediliveriyor. Bende de bu şekilde oldu. Ortaokul yıllarımda farkına varabildim ancak sanatçı yönlerimin olduğunu. Resim yapmaya başladım. Resim dersimizde serbest çalışmalar yapıyorduk. El becerimin gelişmiş olduğunu öğretmenleriminde beğendiği resimlerimde görebiliyordum. Lise yıllarımda ise şiir yazmaya başladım. Sürekli yazıyordum. Okul hayatım bitip uzun , yoğun ve yorucu çalışma hayatına başladığımda ise her türlü sanat aktivetisinden, hatta kendimden bile uzaklaşmıştım. Şimdi ise pişmanlıklar içindeyim neden kendime zaman ayırmadım diye. Şuanda harika bir ailem, sıcak bir yuvam var. Çok fazla zamanım olmasa da kendim için birşeyler yapıyorum artık. Ebru kursuna gittiğimden evde ebru yapıyorum, hat kursuna devam ediyorum. Ve sanata olan düşkünlüğümden dolayı hem yaptıklarımı paylaşmak hem de faydalı olabilmek için bu siteyi hazırlıyorum.

Beni mutlu edeceğini düşündüğüm yapmak istediğim ne varsa yapıyorum artık. Biliyorumki ben mutlu isem çevremdekilerde mutlu olur.

Kızımız 2 Yaşında

Zeynep (Maviş)

Zeynep (Maviş)

2 yaşındaki kızımın yapabildikleri ve söyleyebildiklerini paylaşmak istiyorum.  Belki 2 yaşındaki bütün çocukların yapabildiklerini yada söyleyebildiklerini söylüyor ama bana sadece benim kızım bunları yapıyormuş ve söylüyormuş gibi geliyor :)  Artık kızım çatal, kaşık tutmayı örendiği için yemeğini kendisi rahatça yiyebiliyor.  Yemekten sonra ellerini silebiliyor.  Ben evimizde mobilyaların tozunu alırken bana yardım edebiliyor.  Kirli sepetine atması için çamaşırını verdiğimde banyoya gitmesi gerektiğini biliyor ama sepete değilde yere bırakabiliyor.  Çöplerini mutfaktaki çöp kutusuna atabiliyor.  Benim kızım sonradan buraya ilave edebileceğim şuanda aklıma gelmeyen pekçok şeyi yapabiliyor. Benim kızım müzik çalan oyuncağının düğmesine basıp müzik sesini aldıktan sonra oyuncak mikrofonuyla şarkı sözleri uydurup şarkı söyleyebiliyor. Müzik kesilince tekrar düğmeye basıyor ve şarkısına devam edebiliyor. Bunu defalarca yapabiliyor. En büyük hayranıda benim. Benim kızım Yumurcak TV deki Lunet gibi oyuncaklarını çok hızlı bir şekilde toplayabiliyor.

Kızım artık konuşabiliyor. 3 yada 4 kelimeden oluşan yüklemi başta, öznesi sonda cümleler kullanabiliyor. “Mama yey yütven anne”  gibi.  İşin ilginç yanı bende aslında anlaşılması zor cümlelerini anlayabiliyorum artık . Anne tos yat (Anne tost yap) bunlardan biri sadece.

Kızım isimleride çok ilginç hallere sokabiliyor.  Örneğin;  Fatih (Datih), Faruk Amca (Fayukamaya), Hanife (Hafizse), Kübra Amca (Turtamya), Makarna (Manana), Su (huva), Lütfen (Yütven), Papı (kapı)…

Kızımıza Mesaj

Canım kızımız doğum günün kutlu olsun. Sen Allah’ın bize verdiği en kıymetli hediyesin. Acaba iyi bakabiliyormuyuz, yeterince besleyebiliyormuyuz, daha ne yapsakda hasta olmasını engellesek diye sürekli endişe içinde olduğumuz Allah‘ın emanetsin. Doğduğun günden beri hayatımızın anlamı değişti. Bu dünya için önemli sandığımız herşey silindi gitti. Artık önemli olan tekşey sensin.  SENİ SEVİYORUZ.

ANNEN-BABAN

11/01/2010